top of page

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

  • 28 Eki 2017
  • 3 dakikada okunur

Halkın içinde, güvenlikten korkmadan, halkla iç içe cumhuriyete...

Halkın Kendi Kendini Yönetmesinin Tarihi Onuru

28 Ekim 1923 Çankaya: “Beyler yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz.” Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bu sözü, cefakâr bir milletin 1876 I. Meşrutiyet’ten beri aradığı demokrasi hukukunun aslında son raddesiydi. 1908’de 2. Meşrutiyet ile ilân edilen Hürriyet Devrimi sonrası kadınlar ilk kez hem sivil hayatta hem de İstanbul sokaklarında yüz gösterebilmişler ve millet kendine mecliste kısmen de olsa söz hakkı bulabilmişti. Yüzyıllardır süren geleneksel monarşik yönetim artık halkın bir kul değil, birey olma arzusunu hissediyordu. İşte bu ufkun şafağına ulaşmak için 1911’den 1923’e değin süren savaşlar içinde 20 milyon insan kayıp olarak kayıtlara geçmiştir. 1908’de 33 milyonu aşkın olan Osmanlı nüfusu gerek 1912 Balkan Savaşları’nın kaybedilmesi, gerekse de 1. Dünya Savaşı’nın ağır yıkımları sonucunda 13 milyona kadar düşmüştü. Hastalık, göç, savaş esiri ve şehitlik sonucu eriyen bu nüfusun Çanakkale Savaşı’ndaki zaferinin Anadolu’yu kurtarmak adına verdiği umut ışığından başka bir aydınlığı da yoktu; ama o ışığı kim nasıl yakacaktı?

İstanbul Damat Ferit Hükümeti ile işgâl ordularının devletlerine tamamen teslim olmuş, işgalcilerin isteklerine karşı anarşist hamlelere girenlere “vatan haini” demekten de geri kalmamıştı. İşte bu zihniyetle Mustafa Kemal Paşa’nın derhal derdest edilip İstanbul’a getirilmesini emreden Erzurum telegrafına karşı Mustafa Kemal tarihi bir karşılık vererek sine-i millete şu sözleriyle dönmüştür:

9 Temmuz 1919 - Erzurum

Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.

Mustafa KEMAL

Bu mektup ile daha da büyüyen ortak ruh bilinci Anadolu’yu sarmaya başlamış, halk kendi geleceğini ancak ve ancak kendi birliği ile kurtarabileceğini anlamış, İstanbul’a rağmen Ankara ile birlikte kutlu yürüyüşüne başlamıştır. Batı’da Aydın’dan Yunanları söküp atan Yörük Ali Efeler, Güney’de Hatay’ı Fransızlara zindan eden gözü kanlı Maraş beyleri, Kuzey’de zararlı cemiyetleri susturan Giresunlu Topal Osman, Doğu’da Erzurum’un yiğit Müdafaa-i Hukukçuları ve nice unutulmaz kahramanla ayakta çarık, üste mintan ile doğacak güneşin umudunu taşıyan bir milletin neneleri omuzlarında top mermisi taşıyarak, hamile kadınlar cephelerde yavrularını doğurarak, dedeler atelyelerde tüfek mermisi yaparak bu zorlu karanlık döneme el birliği ile güneşi çektiler.

Başarılı sonuçlanan İnönü muharebeleri sonrası Mustafa Kemal Batı cephesindeki İnönü’ye şöyle bir telgraf çekti: “Siz orada yalnız bir cepheyi değil, bu ulusun makus talihini de yendiniz!” Karanlık kaderi yenen Kemal’in askerleri 26 Ağustos sabah ezanı sonrası 5.30’da Yunan-İngiliz cephe hattını dövmeye başlamış, Sakarya Müdafasından sonra 30 Ağustos’ta tüm yurda mutluluk gözyaşlarını döktüren zaferini tattırarak, 2 Eylül’de Türk ordusu Eskişehir’e, 9 Eylül’de İzmir’e ve nice köye, kasabaya, şehre girerek güneşin doğudan doğduğunu göstermiştir.

Bu büyük zafer ilerleyen zamanlarda Napolyon’un cumhuriyetçi Fransız askerlerini kandırdığı gibi bir imparatorluk ilanı ile yeniden monarşiye dönüşmemiştir. Bu zafer kendi yetkilerinin kısıtlanmasına razı olan Mustafa Kemal’in demokrasi bilincini millete aşılamaya çalıştığı fikriyle bir cumhuriyete dönüşmüştür. Mustafa Kemal daha Amasya Genelgesi’nden itibaren söz verdiği üzere halkın kendi kendini kurtarmasına karşı bir cumhuriyet doğurmuş ve Manastır Askeri İdadisi’nden beri düşlediği cumhuriyet fikrine ulaşmıştır.

29 Ekim 1923 günü Ankara ve İstanbul’da cumhuriyet adına patlatılan toplar artık Türkiye’de yeni bir dönemin başladığını gösteriyordu. Halkın kendi kendini idare edeceği, kendi kaderini belirleyeceği, kendi önderini seçeceği bir dönemdir bu. Tüm etnik renkleri ile bir mozaik olan cumhuriyet parlamentosu demokrasinin ve idarenin kâbesi gibidir.

Memleketin ferdi dünyanın neresinde olursa olsun, Türk milleti demokrasiyi, adaleti, hukuku, en önemlisi de ahlâki erdemi korumak ve aydınlanmak zaruriyetindedir. Türk milleti hangi etnik renkten olursa olsun bir daha aynı acıları yaşamamak için kendi kendini yönettiği cumhuriyetine, haklarına ve hukuken kazandığı değerlerine 26 Ağustos sabahı Afyon hattından hücuma geçen nesli gibi sahip çıkacaktır. Bu Hasan Tahsin gibi bir küçük kıvılcım ile başlar; ama tüm mutsuzlara rağmen millet büyük çoğunlukta bir olursa nice Sevr Antlaşması’nın yırtılıp atılacağı aşikardır.

Gençler cumhuriyet sizden aydınlanmanızı, okumanızı, hukuku, adaleti, ahlâkı ve başarma özgüvenini kendinizde bulmanızı ister. Bu tarihi onurla Cumhuriyet bayramımız kutlu ve daim olsun, dilerim.

Tarihçi ve Eğitim Uzmanı

Tengiz YAVUZ


 
 
 

Yorumlar


TENGİZ YAVUZ

tengizyavuzakademi

  • Facebook Tengiz TY
  • Twitter Clean Grey
  • LinkedIn Clean Grey
bottom of page